Önsöz
Öğrenmek için Tıklayınız
>>>>>>>>>>
Önsöz
isim
anlamıları A isim
anlamıları
B isim
anlamıları
C
isim
anlamıları
Ç isim
anlamıları D isim
anlamıları
E isim
anlamıları
F
isim
anlamıları
G
isim
anlamıları
H isim
anlamıları
I
isim
anlamıları
İ
isim
anlamıları
J
isim
anlamıları
K
isim
anlamıları L isim
anlamıları
M
isim
anlamıları
N
isim
anlamıları
O
isim
anlamıları Ö isim
anlamıları
P isim
anlamıları
R isim
anlamıları
S isim
anlamıları
Ş
isim
anlamıları
T
isim
anlamıları
U isim
anlamıları Ü isim
anlamıları
V isim
anlamıları
Y isim
anlamıları
Z
D
DADAŞ:
(Tür.) Er. 1. Erkek
kardeş. 2. Delikanlı, babayiğit.
DAFİ:
(Ar.) Er. l.
Defeden, gideren. 2. Savan, savuşturan, iten.
DAĞAŞAN:
(Tür.) Er. - Dağaşan.
DAĞDELEN:
(Tür.) Er. -
(bkz. Dağaşan).
DAĞHAN:
(Tür.). - Eski
Türklerde dağ tanrısı. - İsim olarak kullanılmaz.
DAĞTEKİN:
(Tür.) Er. -
(bkz. Dağaşan).
DAHHAK:
(Ar.) Er. - Çok
gülen,
çok gülücü.
- Daha çok lakab olarak
kullanılır.
DAHİ:
(Ar.) Er. - Üstün
zeka sahibi.
DAHİYE:
(Ar.) Ka. - (bkz.
Dahi).
DAİM:
(Ar.) Er. - Devamlı
sürekli, her zaman.
DALAN:
(Tür.) Er. 1.
Biçim, şekil. 2. İnce, narin, zarif.
DALAY:
(Tür.) Ka. - Deniz.
DALAYER:
(Tür.) Er. -
Deniz adamı.
DALDAL:
(Tür.) Er. -
Kahraman, yiğit-
DALGA:
(Tür.). 1. Denizin
yel esince oynayıp kabarması. 2. Denizde hareketli su
kütlesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DALOKAY:
(Tür.) Er. -
Çok beğenilen.
DALYA:
(Tür.) Ka. - Yıldız
çiçeği.
DAMAN:
(Fars.) Er. 1.
Etek. 2. Bir dağ silsilesinin eteğinde uzanan bölge.
DAMLA:
(Tür.) Ka. 1. Bir
sıvıdan ayrılarak düşen parça halinde, küçük miktar,
katre. 2. Belli miktarlarda akıtılarak kullanılan ilaç.
DANA:
(Fars.) Er. 1.
Bilen, bilici, bilgin.
DANİŞ:
(Fars.) Er. 1.
Bilim, bilgi, ilim. Ehl-i daniş: Bilgi sahipleri.
Daniş-Merd: Bilgili, Tanzimattan önce kadıların
yanında stajer olarak çalışan kimse. - Danişmend:
Sultan Melikşah'ın alimlerinden emir Danişmend'in kurmuş
olduğu bir Türk devlet ve sülalesi.
DANİYAL:
(İbr.) Er. -
Ben-i İsrail peygamberlerinden biri. "Tanrı benim
yargıcımdır" anlamına gelir. İki tane Daniyal vardır: a)
Babillilcre esir olmuş genç Daniyal, b) Hz. Nuh ile Hz.
İbrahim arasında geçen zamanda yaşayan Daniyal.
DARCAN:
(Tür.) Er. 1.
Aceleci, sıkıntılı. 2. Serçe.
DAREKUTNİ:
(Ar.) Er. -
Ebu'l-Hasen Ali b. Ömer. Tanınmış muhaddislerdendir
(917-995) yıllan arasında yaşamış 80 yaşında Bağdat'ta
vefat etmiştir. Hadis sahasında kıymetli eserleri
vardır.
DARGA:
(Tür.) Er. -
Başkan, lider.
DARİMÎ:
(Ar.) Er. - Ebu
Muhammed b. Abdurrahman. Hadis bilgini. Müslim ve
Ebu İsa hadislerini Darimi'den aldıklarını söylerler. En
meşhur eseri Camiu's-Sahih'dir.
DAVUD:
(İbr.) Er.
Kendisine kitap olarak Zebur'un gönderildiği büyük
peygamberlerden biri. Kur'an-ı Kerim'de 16 yerde ismi
geçer. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
DEDE:
(Tür.). 1. Ana ve
babanın babası. 2. Ced, ata. 3. Çok yaşlı kimse. 4.
Mevlevilikte çile doldurmuş, dervişlik gayesine erişmiş
ve dergahta hücre sahibi olmuş kimse. 5. Bektaşilerde
şeyh, baba. - Örfte isim olarak kullanılırken, daha çok
lakap olarak kullanılır.
DEFİNE:
(Ar.) Ka. 1. Yere
gömülmüş, kıymetli eşya. 2. Kıymet ve değeri olan kimse
veya mal.
DEFNE:
(Yun.) Ka. -
Akdeniz ikliminde yetişen, yapraklan sert ve üst yüzleri
parlak açık sarı çiçek ve güzel kokan defnegillerden bir
ağaç.
DEĞER:
(Tür.). 1. Bir
şeyin tam karşılığı, kıymet, baha. 2. Layık. 3. Bir
şeyin sahip olduğu yüksek vasıf. 4. Ehliyet, kabiliyet.
5. Kadir, itibar. -
Erkek ve
kadın adı olarak kullanılır.
DEHNA:
(Ar.). - Kızıl.
Kumun rengi dolayısıyla Arabistan'da ıssız iller adıyla
anılan bir çölün adı. - Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
DEHRİ:
(Ar.). - Dünyanın
sonsuzluğuna inanıp öteki dünyayı inkar eden, ruhun da
cesetle birlikte öldüğüne inanan. Materyalist. İsim
olarak kullanılmaz.
DELAL:
(Ar.). - İnsana
hoş, sevimli görünen hal, naz, işve. -Erkek ve kadın adı
olarak kullanılır.
DELFİN:
(Yun.). - Yunus
balığı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DELİSTAN:
(Tür.) Ka. -
İlkbaharda birdenbire kabarmış bahçe. Gelişmiş, içinde
her türden bitki bulunan, karışık bahçe.
DEMET:
(Tür.) Ka. 1.
Bağlanarak, oluşturulan deste. 2. Biçilip bağlanmış
ekin. 3. Bir kaynaktan çıkan ışıkların meydana getirdiği
ışık destesi, hazne.
DEMİR:
(Tür.) Er. -
Dayanıklı ve kullanış sahası geniş, mavimsi esmer renkli
bir maden.
DEMİRAĞ:
(Tür.) Er. –
Demirden
ağ.
DEMİRALP:
(Tür.) Er. -
Demir gibi
sağlam ve
yiğit.
DEMİRAY:
(Tür.) Er. -
Demir gibi.
DEMİRCAN:
- (bkz. Demirağ).
DEMİRDELEN:
- (bkz. Demirağ).
DEMİREL:
(Tür.) Er. -
Demir gibi
güçlü eli
olan.
DEMİRER:
(Tür.) Er. -
Demir gibi
güçlü kimse.
DEMİRHAN:
(Tür.) Er. - Güçlü hükümdar.
DEMİRKAN:
(Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.
DEMİRMAN:
(Tür.) Er. - Demir gibi güçlü sağlam kimse.
DEMİRÖZ:
(Tür.) Er. - Özü demir gibi güçlü olan.
DEMİRŞAH:
- (bkz. Demirhan).
DEMİRTEKİN:
- (bkz. Demirhan).
DEMİRTUĞ:
- (bkz. Demirtekin).
DEMREN:
(Tür.) Er. - Okun ucuna geçirilen demir ya da kemik
parçası.
DENGİZ:
(Tür.) Er. - (bkz. Deniz).
DENGİZER:
(Tür.) Er. - Denizci.
DENİZ:
(Tür.) Ka. 1. Büyük su kütlesi. 2. Büyük su kütlesindeki
dalgalanma.
DENİZALP:
(Tür.) Er. - Yiğit denizci.
DENİZCAN:
(Tür.) Er. - (bkz. Denizalp).
DENİZER:
(Tür.) Er. - Deniz adamı, denizci.
DENİZHAN:
(Tür.) Er. 1. Denizlerin hakimi, yöneticisi. 2. Eski
Türklerde Deniz tanrısı. - İsim olarak kullanılmaz.
DERBEND:
(Ar.) Er. - Kapılar kapısı.
DEREM:
(Fars.). - Para, akçe. - Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
DEREN:
(Tür.) Ka. - Derleyen, toplayan, ekini biçip toplayan.
DERİM:
(Tür.). - Çadır. - Erkek ve
kadın adı olarak kullanılır.
DERKAVA:
(Ar.) Er. - Afrika'nın kuzeybatısında, Fas-Cezayir'i
içine alan müslüman tarikatların genel adı.
DERKAVİ:
(Ar.) Er. - Derkava'ya mensup. - (bkz. Derkava).
DERMAN:
(Fars.) Er. 1. İlaç. Çare. 2. Takat, kuvvet, güç.
DERSU:
(Tür.). - Hepsi, kamilen, baştan başa hep. - Erkek ve
kadın adı olarak kullanılır.
DERVİŞ:
(Fars.) Er. 1. Allah için alçakgönüllülüğü ve fukaralığı
kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse. 2.
Fakir ve muhtaç kimse. 3. Daha çok lakap olarak
kullanılır.
DERYA:
(Fars.) Ka. - Deniz, büyük nehir.
DERYAB:
(Fars.). - Akıllı, anlayışlı. - Erkek ve kadın adı
olarak kullanılır.
DERYACE:
(Fars.) Ka. 1. Küçük deniz. 2. Göl.
DERYADİL:
(Fars.) Ka. - Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.
DERYANUR:
(f.a.i.) Ka. - Nur denizi, deryası.
DESEN:
(Fran.) Ka. 1. Renksiz çizim. 2. Kumaş şekli.
DESTAN:
(Fars.) Ka. 1. Hikaye, kıssa. 2. Hile, mekr, tenvir. 3.
Rüstem'in babasının lakabı.
DESTE:
(Fars.) Ka. 1. Demet, tutam, takım. 2. Kabza, tutacak
yer. 3.On yapraklık altın varak defteri.
DESTEGÜL:
(Fars.) Ka. - Gül demeti, destesi.
DEVA:
(Ar.). - İlaç. Çare, tedbir. –
Erkek ve kadın adı
olarak kullanılır.
DEVAN:
(Fars.) Er. 1.
Koşan, seğirten, hızlı yürüyen. 2. Koşmak. Süratle,
hızla gitmek.
DEVLEDDİN:
(Ar.) Er. -
Dinin mutluluğu, uğuru, büyüklüğü. - Türk dil kuralı
açısından "d/t" olarak kullanılır.
DEVLET:
(Ar.). - Bir
hükümet dairesinde teşkilatlandırılmış olan siyasi
topluluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
Devlet Giray: Kırım hanı (1530-1577). Mübarek
Giray'ın oğlu.
DEVLETŞAH:
(Fars.) Er. -
XV. yy. yetişen en tanınmış İran edebiyatçısı.
DEVRAN:
(Ar.) Er. 1. Dünya,
felek. 2. Zaman. 3. Talih, yazgı.
DEVRİM:
(Tür.) Er. 1.
Hareket halinde bir şeyin bir eğri çizerek dönmesi,
devretmesi. 2. Köklü değişiklik, inkılap. 3. Eski olduğu
fark edileni yıkıp yerine yeni olduğu farz edileni
koymak. 4. İhtilal.
DİBA:
(Fars.) Ka. 1.
Alacalı ipek kumaş. 2. Atlas.
DİBACE:
(Fars.) Ka. 1.
Kitabın başlangıç kısmı, önsöz. 2. Kitapların süslü
sayfaları.
DİCLE:
(Tür.). -
Yakındoğu'nun Türkiye'den doğan ve Mezopotamya'dan Basra
Körfezine dökülen nehirlerden biri. - Erkek ve kadın adı
olarak kullanılır.
DİCLEHAN:
(Tür.) Er. -
Dicle'nin hükümdarı.
DİDAR:
(Fars.) Ka. 1. Yüz,
çehre. 2. Görme, görüşme. 3. Görüş kuvveti. 4. Açık
meydanda.
DİDE:
(Fars.) Ka. 1. Göz.
2. Gözcü. 3. Gözbebeği. 4. Gözucu.
DİDEM:
(Fars.) Ka. -
Gözüm.
DİHYE:
(Ar.) Er. -
Dihye b. Halife. Kelbi kavmine ait, Hz. Rasûlullah
(s.a.s)'ın ticaret ortağı. Hoş tavırlı, kibar, zengin
bir tacir. Cebrail (a.s.)'in bazen Dihyetü'l-Kelbi
suretinde vahiy getirdiği rivayet olunur.
DİKÇAM:
(Tür.) Er. - Çam
gibi uzun. Metanetli.
DİKMEN:
(Tür.) Er. 1. Koni
biçiminde sivri tepe. 2. Dağların en yüksek yeri. 3.
Yayla.
DİLAN:
(Fars.). -
Gönüller, yürekler. - Erkek ve kadın adı olarak
kullanılır.
DİLARA:
(Fars.) Ka. 1.
Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü
dinlendiren. 2. Bugün elde örneği olmayan eski Türk
mürekkep makamlarından biri.
DİLAVER:
(Fars.) Er. - Yiğit, yürekli.
DİLAVİZ:
(Fars.) Ka -
Gönlün takıldığı, gönüle takılan.
DİLAY:
(Fars.) Ka. - Gönlü
aydınlatan ay.
DİLAZAD:
(Fars.) Er. -
Gönlü bir şeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.
DİLBAZ:
(Fars.) Ka. 1.
Gönül eğlendiren. 2. Güzel söz söyleyen. 3. Yüze hoş
görünen.
DİLBER:
(Fars.) Ka. - Gönül
alıp götüren, güzel.
DİLBERAN:
(Fars.) Ka. -
Dilberler, güzeller.
DİLBESTE:
(Fars.) Ka. -
Gönül bağlamış, aşık.
DİLDAR:
(Fars.) Ka. 1.
Birinin gönlünü almış, sevgili. 2. Abdülbaki Dede'nin
terkib ettiği 7 makamdan biri.
DİLDEREN:
(Fars.) Ka. -
Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen.
DİLEFRUZ:
(Fars.) Ka. -
Gönül aydınlatan. - (bkz. Dilfüruz).
DİLEK:
(Tür.) Ka. 1.
Dilenen şey, arzu, istek. 2. İsteme, arzu etme, dileme.
DİLEM:
(Fars.) Ka. - Gönül
ilacı.
DİLERCAN:
(Fars.) Er. -
Dilekte, istekte bulunan.
DİLFERAH:
(Fars.) Ka. -
Gönlü ferah, sevinçli.
DİLFEZA:
(Fars.) Ka. -
Gönlü genişleten, gönlü artıran.
DİLFÜRUZ:
(Fars.) Ka. -
Gönüle ferahlık veren, sevindiren.
DİLGE:
(Tür.). - Güzel
konuşan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİLHAN:
(Fars.) Er. -
Gönülden söyleyen, içten konuşan.
DİLHUN:
(Fars.) Er. - İçi
kan ağlayan.
DİLKESTE:
(Fars.) Ka. -
Gönül çekici.
DİLMAN:
- (bkz. Dilmen).
DİLMEN:
(Fars.) Ka. 1.
Güzel. 2. Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen.
DİLNUR:
(Fars.) Ka. - Gönlü
nurlu.
DİLRAH:
(Fars.) Ka. - Gönül
yolu.
DİLRUBA:
(Fars.) Ka. 1.
Gönül kapan, gönül alan. 2. Tahminen 2 asırlık bir
makam.
DİLSAFA:
(Fars.) Er. -
Gönlü şen, rahat, dertsiz.
DİLSAZ:
(Fars.) Er. - Gönül
yapan.
DİLSUZ:
(Fars.) Ka. - Gönül
yakan, yürek yakıcı.
DİLŞAD:
(Fars.) Ka. - Gönlü
hoş, sevilmiş.
DİLŞAH:
(Fars.) Er. - Gönül
hükümdarı, şahı.
DİLŞÜKUFE:
(Fars.) Ka. -
Gönül çiçeği.
DİNÇ:
(Tür.) Er. - Gücü
kuvveti yerinde ve sağlıklı.
DİNÇAY:
(Tür.) Er. -
Kuvvetli ay.
DİNÇER:
(Tür.) Er. -
Kuvvetli kimse, genç, erkek, yiğit.
DİNDAR:
(f.a.i.) Er. -
Allah'a inanmış, bağlanmış olan kimse.
DİRAHŞAN:
(Fars.) Ka. -
Parlak, parlayan.
DİRAYET:
(Ar.). - Zeka,
bilgi, kavrayış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİREM:
(Fars.) Er. 1.
Akça, para. 2. Gümüş para.
DİRENÇ:
(Tür.) Er. - Karşı
koyan kuvvet, mukavemet.
DİRİCAN:
(Tür.) Er. -
Güçlü, canlı kimse.
DİRİĞ:
(Fars.) Er. -
Esirgeme, acıma.
DİRSEHAN:
(Tür.) - Dede
Korkut hikayelerinde, çocuğu olmadığı için hor görülen
sonra da Boğaç Han adında yiğit bir oğula sahip olan
kahramanın adı.
DİZDAR:
(Fars.) Er. - Kale
muhafızı.
DOĞA:
(Tür.) Er. - Tabiat
karşılığı olarak kuraldışı uydurulmuş kelime.
DOĞAN:
(Tür.) Er. -
Kartalgillerden, alıştırılarak kuş avında kullanılan,
yırtıcı bir kuş.
DOĞANALP:
- (bkz. Doğan).
DOĞANAY:
(Tür.) Er. -
Ayın ilk günleri.
DOĞANBEY:
(Tür.) Er. -
Doğan gibi atik ve cesur bey. Doğan bey: Niğbolu
kalesini haçlılara karşı koruyan Osmanlı beyi Yıldırım
Bayezid dönemi.
DOĞANBİKE:
- (bkz. Doğan).
DOĞANER:
(Tür.) Er. -
Güçlü, kuvvetli, yiğit.
DOĞANGÜN:
(Tür.) Er. -
Sabahın ilk ışıklan.
DOĞANHAN:
- (bkz.
Doğanbey).
DOĞANNUR:
(Tür.) Ka. -
Nurun doğması.
DOĞANTEN:
(Tür.) Er. -
Şafak vakti.
DOĞAY:
(Tür.) Er. - Ayın
doğması.
DOĞU:
(Tür.) Er. 1. Doğma
bölgesi. 2. Güneşin doğduğu yön, şark.
DOĞUHAN:
(Tür.) Er. -
Doğu ülkesinin hükümdarı, hakimi.
DOĞUKAN:
(Tür.) Er. -
(bkz.. Doğuhan).
DOLUNAY:
(Tür.). - Tam
yuvarlak halde görünen ay, bedir, bedr-i tam. -Erkek ve
kadın adı olarak kullanılır.
DORUK:
(Tür.) Er. - Tepe,
ağaç tepesindeki körpe filiz.
DOYUM:
(Tür.) Ka. -
Ganimet almış.
DÖNDÜ:
(Tür.) Ka. 1. Henüz
evlenmemiş kız. 2. Örfte devamlı erkek çocuğu olan
ailenin son doğan çocuğu kız olursa döndü adını
koyarlardı.
DÖNE:
(Tür.) Ka. - Karşı
ziyarette bulunma. - (bkz. Döndü).
DUCİHAN:
(Fars.) Ka. -
İki cihan, dünya ve ahirct.
DUDU:
(Fars.) Ka. 1.
Hanım, küçük kardeş. 2. Papağan, tuti. Bir papağan
cinsi. 3. Abla, yaşlı ermeni kadın.
DUHA:
(Ar.). 1. Kuşluk
vakti. 2. Kur'an-ı Kerim'de 93. surenin ismi. -Kız ve
erkek adı olarak kullanılır.
DUHTER:
(Fars.) Ka. - Kerime, kız.
DUMRUL:
(Tür.) Er. - Dede
Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanın adı.
DURALİ:
- (bkz. Dursunali).
DURAK:
(Tür.) Er. 1. Yolu
taşıyan araçların düzenli olarak durdukları yer. 2.
Durma, dinlenme. 3. Cümle sonuna konulan nokta.
DURAN:
(Tür.) Er. -
Hareketsiz halde bulunan, sabit.
DURANAY:
(Tür.) Ka. -
Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldığı zaman.
DURCAN:
(Tür.) Er. - Canlı
kal, ömrün uzun olsun.*
DURDU:
(Tür.) Ka. - (bkz.
Dursaliha).*
DURHAL:
(Tür.) Er. - Hal
üzere kal,
olduğun gibi
kal*
DURKADIN:
, Tür.) Ka. - (bkz. Dursaliha).*
DURKAYA:
(Tür.) Er. - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan
çocuklarına verdikleri isim.*
DURMUŞ:
(Tür.) Er. - (bkz. Dursun).*
DURNA:
(Tür.) Er. - Bir cins kuş. Turna.
DURSALİHA:
(t.a.i.) Ka. - Erkek çocuğu olmayan ailelerin en son
doğan kız çocuklarına verdikleri ad.*
DURSUN:
(Tür.) Er. - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan
çocuklarına verdikleri ad. *
DURSUNALİ:
(t.a.i.) Er. - Kız çocuğu olmayan ailelerin en son doğan
erkek çocuklarına verdikleri isim.*
DURU:
(Tür.) Ka. - Saf, berrak.
DURUALP:
(Tür.) Er. - Özü temiz
yiğit.
DURUCAN:
(Tür.) Er. - (bkz. Durualp).
DURUGÜL:
(Tür.) Ka. - Temiz, saf
gül.
DURUHAN:.
- (bkz. Durualp).
DURUKAN:
- (bkz. Durualp).
DURUL:
(Tür.) Er. 1. Berrak, saf duruma gel. 2. Dibe çöken şey,
tortu.
DURUSAN:
(Tür.) Er. - Temiz olarak tanınmış kimse.
DURUSOY:
- (bkz. Durusan).
DUYGU:
(Tür.) Ka. 1. His. 2. Duyulan, işitilen, hissedilen şey.
DUYSAL:
(Tür.) Ka. - Duymakla, hissetmekle ilgili olan.
DÜCANE:
(Ar.) Er. - sahabe-i kiramdan önemli bir şahsiyetin adı.
DÜDEN:
(Tür.). 1. Yer altında akan suların kireçli tabakaları
eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. 2. Bataklık,
girdap. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DÜLFİN:
(Ar.) Ka. - Arap astronomları tarafından Delphinus
yıldız kümesine verilen isim.
DÜNDAR:
(Fars.) Er. 1. Eski Fars hükümdarı. 2. Arkayı gözeten,
koruyan asker.
DÜRDANE:
(Fars.) Ka. 1. İnci tanesi. 2. Sevgili, kıymetli.
DÜREFŞAN:
(Fars.) Ka. 1. İnci serpen. 2. İnci gibi söz söyleyen
ağız.
DÜRİYYE:
(Ar.) Ka. 1. İnci gibi parlayan, parlak. 2. Parıltılı
yıldız.
DÜRNUR:
(Fars.) Ka. - İnci ışığı.
DÜRRE:
(Ar.) Ka. - İnci tanesi.
DÜRÜST:
(Fars.) Er. 1. Doğru, düzgün, sağlam. 2. Bütün, tam.
DÜRVEŞ:
(Fars.) Ka. - İnci gibi.
DÜZEY:
(Tür.). - Seviye karşılığı olarak uydurulmuş olmayan. -
Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DÜZGÜN:
(Tür.). 1. Girintisi, çıkıntısı, pürüzü olmayan. 2.
Düzeltilmiş, tesviye edilmiş. 3. İyi düzen verilmiş.
4. İntizamlı, nizamlı. 5. Yolunda, rayında. 6.
Kadınların yüzlerine sürdükleri beyaz veya kırmızı
boya. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
* Eski Türk
adetlerinden olan bu tür temenni ifade eden isimler ve
bu isimlerden bir şeyler beklemek islam'da kadere rıza
anlayışına ters olduğu için yersiz ve mesnedsiz
şeylerdir
------------------Sonu------------------