
Sperm bankası
aracılığıyla anne olmak, birçok gelişmiş ülkede uygulanan bir
sistem. Ancak bizim ülkemizde yasalar bunu resmen engellemese
de, izin de vermiyor. Peki, dönem dönem tartışılan bu sperm
donörlüğü nedir ve hangi şartlarda uygulanır?
Sperm bankaları, şartları uygun erkeklerden, belirli kriterler
dahilinde spermleri alınarak, dondurulup, bunları çocuk sahibi
olmak isteyenlere veren merkezlere deniyor. Ülkemizde, çeşitli
yasal, sosyal ve toplumsal nedenlerden dolayı sperm bankaları
bulunmuyor. Ancak gelişmiş ülkelerde bu uygulama ortalama 80’li
yıllardan beri devam ediyor. Aslında böyle merkezlerin geçerli
mantığı ortada: Kadın mutlaka anneliği yaşamak istiyor, ancak
eşinin spermleri kesinlikle buna uygun değil veya kadın bir
erkekle birlikte olmadan çocuk sahibi olmak istiyor. İşte böyle
durumlarda bu tip merkezler devreye girerek, çözüm getiriyor.
Sperm bankaları ve donörlüğüyle ilgili bilgileri, Kadın
Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ümit Özekici’den aldık.
Anonim donörlük tercih ediliyor
Eğer erkeğin normal menisinden sperm mevcut değilse, önce o
erkeğin hormon ve genel değerlendirmeleri yapılıyor. Koşullar
uygun görüldüğü taktirde, ya epididim kanalından ya da spermin
oluştuğu tesdisten enjektör yardımıyla veya biyopsi alınarak
sperm arayışına gidiliyor. Buralardan spermin bulunması
durumunda mikro enjeksiyon yapılabiliyor. Ancak sperm
çıkmıyorsa, aile ya çocuk yapmaktan vazgeçiyor ya da uygun sperm
arayışına gidiyor.
Bir merkezden sperm almak gibi işlemlerde, donör denilen
vericiden üç şekilde sperm ya da yumurta toplanabiliyor. Bir;
donör gönüllü olarak spermini ya da yumurtasını hibe ediyor.
İki; kişi birinci ya da ikinci derece yakınlarına bilgileri
dahilinde sperm ya da yumurta veriyor. Üç; donörden anonim
olarak sperm alınıyor. Yani alıcı da, verici de birbirini
tanımıyor. Birbirini tanıyarak sperm ya da yumurta bağışında
sakıncalar görüldüğünden, günümüzde daha çok anonim yol
uygulanıyor. Burada ne alıcı, ne verici, ne de başka yakınlar
hiç bir şekilde kime sperm ya da yumurta verdiğini veya kimden
aldığını bilmiyor. Bu yöntem hukuken de uygun görülüyor. Bazı
ülkelerde bu şekilde dünyaya gelen çocuk, 18 yaşından itibaren
arzu ettiği takdirde, kendisinin doğumu için yumurta ya da sperm
veren kişileri öğrenebiliyor. Ancak uluslararası kanunlara göre;
ne alıcı, ne verici, ne de doğan çocuk karşı taraftan herhangi
bir miras ya da hukuksal bir talep içersine giremiyor. Bununla
birlikte, başkasının yumurtasıyla gebe kalan kadınlar da,
yumurtayı veren, yani genetik anneden veya karşı taraf da
çocuktan herhangi bir hak iddia edemiyor.
Donörler üzerinde ciddi araştırmalar yapılıyor
Sperm bankası oluşturulması çok ciddi bir olay. Buralara belirli
kurallara uygun erkekler başvurup, sperm veriyorlar. Bu spermler
de bazı işlemlere tabii tutulduktan sonra, birtakım kimyasal
ortamlarda süratle donduruluyor.
Böyle bir uygulama için gerekli şartlar şunlar: Sperm bankasına
sperm verecek erkek 18 - 30 yaş arası olmalı. Bu vericilerin kan
grubu, bütün biyokimyasal parametreleri, kalıtsal hastalıkları,
bedensel özellikleri, zihinsel özellikleri, ailesinde herhangi
bir hastalığın veya sakatlığın olup olmadığı araştırılıyor.
Yani, kişinin zeka veya beden düzeyinde bir sorunun olup
olmadığı, metabolik, kalıtsal, psikiyatrik hastalık yönünden en
ufak bir kusurun sözkonusu olmadığına dikkat ediliyor. Genel
prensipte bu kategorilere uyan kişiye önce serolojik testler
yapılıyor. Hepsi negatif çıktıktan sonra kişiden örnek sperm
alınıyor, inceleniyor ve özel yöntemlerle donduruluyor. Altı ay
kadar sonra kişiye tekrar aynı testler uygulanıyor. Yine
herhangi bir hastalık ortaya çıkmamışsa, alınan spermler, talep
eden kişilerde kullanılabiliyor.
Uluslararası boyutta böyle çalışmalar yapan çok sayıda kuruluş
var. Bunlar o kadar ayrıntıya giriyor ki, temel olarak bu
özelliklere sahip kişilerde, bir de vericiyle alıcı arasında
bazı benzerlikler arıyorlar. Bunlardan biri, tabii ki kişilerin
kan grubu. Diğeri ise; doğal ten, saç ve göz rengi, boy ve kilo
oranları. Bütün bu değerler psikolog ve psikiyatristler
tarafından irdelenip, davranış şekillerine göre ayarlanıyor.
Dünyada yapılan uygulamalarda, ileriye yönelik bağlantılı
kişilerin oluşmaması için, bir kişi belirli bir sayıdan fazla
sperm örneği veremiyor. Yani bir kişinin verdiği sperm örnekleri
geniş zaman içerisinde ancak 10 kez kullanılabiliyor. Ancak,
uluslararası uygulamalarda, kişinin istemesi halinde, ileriki
yıllarda uygulamak üzere aynı sperm bekletilebiliyor.
Yumurta dondurmak çok daha zor
Sperm bankasının yanısıra, yumurta bankası diye bir kuruluş
sistemi yok. Çünkü sperm dondurulup çözüldükten sonra dölleme
yeteneği yüzde 80 – 90 oranlarında oluyor. Ancak yumurta
dondurulup çözdükten sonra, elde olan tekniklere göre işlevi
yüzde 40 – 50 oranlarda korunabiliyor. Ayrıca yumurtaya göre
sperm bulmak çok daha rahat. Üstelik bir kişiden çıkan
yumurtanın miktarı ve kalitesi daha kısıtlı. Günümüzde uygulanan
yumurta donörlüğünde, uygun verici bulunduktan sonra, anne
adayıyla donör aynı zamanda tedaviye alınıyor. Vericiden
toplanan yumurtalar döllendikten hemen sonra annenin rahmine
yerleştiriliyor.
Her ülkenin kendine göre yasal düzenlemeleri var
Sperm donörlüğü, bir ülkenin sosyal yapısı, gelenek
göreneklerine bağlı olarak çeşitli yasalar çerçevesinde
uygulanıyor ya da uygulanmıyor. Türkiye’de halk, yumurta
donörlüğüne sıcak yaklaşırken, sperm donörlüğüne uzak bakıyor.
Fakat, örneğin Almanya’da yumurtayı koruma kanunu diye bir yasa
var. İstediğiniz kadar sperm bulabiliyorsunuz, ancak yumurta
nakli uygulayamıyorsunuz.
Bunun yanında Amerika, Belçika, İtalya, Almanya, İngiltere gibi
çok sayıda gelişmiş ülkede sperm donörlüğü, çeşitli merkezlerde
resmen uygulanıyor.
Günümüzde Kıbrıs Türk kesiminde de tüp bebek ve sperm donörlüğü
uygulayacak bir merkezin kurma çalışmaları sürdürülüyor. Prof.
Dr. Ümit Özekici, bu konuyla ilgili şunları söylüyor; “Biz Türk
uzmanları, Kıbrıs Türk kesiminde kurulacak olan bu merkezdeki
meslektaşlarımıza bilimsel destek veriyoruz. Bizim bu olaya
danışmanlık bazında sıcak bakmamızın tek sebebi; her yıl
yüzlerce Türk çiftin donör uygulaması için yurtdışına gidiyor
olması. Türkiye’deki yasalar çerçevesinde bu çiftlere yardımcı
olamıyoruz.”
Kıbrıs Türk kesiminin sosyal ve yasal uygulamaları, sperm
donörlüğünü engelleyecek özellik taşımıyor. Böyle bir merkezin
kurulmasındaki bir başka amaç, Ortadoğu gibi civar ülkelerden de
bu tip bir uygulama için talep gelecek çiftlerin fazla olması.
Prof. Dr. Ümit Özekici, bütün Ortadoğu ülkelerinde böyle bir
arayışın olduğunu vurguluyor ve sözlerine şöyle devam ediyor;
“İsrail’de bu konu yasal olmasına rağmen, yine de olaya katı
yaklaşılıyorlar.” Kısaca, kendi ülkelerinde uygulanmasa da, yine
de ihtiyacı ve talebi olan çiftler kendilerine başvuracak bir
adres buluyorlar.
Sperm bankası neden gerekli?
“Bu konuda Türkiye’de yıllardan beri yasa teklifleri var.
Özellikle Ankara’da çalışan öğretim üyeleri, kadın doğumcular ya
da kısırlıkla ilgilenen uzmanlar, bu konuyu sürekli sıcak
tutuyorlar. Fakat, belki de çeşitli partilerde ‘bu konuyu ilk
öne süren biz olmayalım’ kaygısı var. Olayı halk bazında
izlerseniz, Türkiye’de tüp bebeği uygulamanın maliyeti ortalama
2500 dolar civarlarında. Donör uygulaması için yurtdışına
gidildiği zaman, konaklama, ulaşım gibi masraflar çerçevesinde
ödenen miktar birkaç katına çıkıyor. Günümüzde Amerika’da böyle
bir uygulama ortalama 20 – 25 bin dolar dolaylarındayken,
İngiltere’de 10 bin dolar, Belçika’da da 15 bin dolar
civarlarında. Bu nedenle böyle bir konuyu oturup düşünmek
gerekiyor.”
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
Prof. Dr. Ümit Özekici |